27 Ocak 2015 Salı

Günlük tutar mısınız?


2015 yılında, yeniden uzun zamanlardan sonra günlük tutmaya başladım. Aslında kendimi bildim bileli günlük tutarım. Sanırım ilkokul üçüncü sınıftaydım annem önermişti günlük tutmamı. Annem hayata ve insanlara karşı ketum biri olduğundan, benim de kimseye güvenmememi ve kendime saklamam gereken şeyleri yazmamı öğütlemişti. Dediğini yapıp günlük tutmaya başladım ama hiçbir zaman ketum bir insan olamadım. Üzüntülerimi de sevinçlerimi de dostlarımla ya da zamanında dost zannettiğim insanlarla kolayca, isteyerek ve bilerek paylaştım. Zaman zaman elbette bundan pişman olduğum da oldu ama hayat deneyimleyerek öğrenilen bir şey.

Çocukluğumda yazmayı sevdiğimden, ilk gençliğimde içimden taşan coşkumu mahremiyete almak için, daha sonraları yaşadıklarımı unutmamak için günlük tuttum. Uzun zamandır yazmıyordum. Hayatın hızıyla yazma hızımı bir türlü aynı ritimde buluşturamamıştım. Hayatım sayfalara yazamayacağım kadar heyecanlı ve hızlıydı.

2014 yılı daha kendi içime kapandığım, istemeden de olsa bazı değişimler yaşadığım ve yalnızlaştığım bir yıl oldu. İşte bu değişimler sırasında yeniden aklıma düştü günlük tutmak. Bu yılın başından beri günlük tutmaya başladım ama disipline girmek çok zor. Bazen birleştiriyorum birkaç günü, her gün yazmaya henüz alıştıramadım kendimi. İstikrar benden hep uzak durur nedense.

Yıllar içerisinde tuttuğum iki günlüğümü imha etmek zorunda kaldım. Bir diğeri de eski erkek arkadaşlarımdan birinde kaldı. Bir türlü geri alamadım ve yıllar sonra attığını söyledi günlüğümü. Bunu duyduğumda ne kadar da canım acımıştı. Üniversite yıllarında yaşayan beni sanki çöpe atmış gibi gelmişti. Bir parçam kaybolmuş gibi hissetmiştim.

Şimdi bile hala aklıma düşüyor bu günlük. Hatta ara ara rüyama giriyor. Rüyamda sahaflarda geziyorum yıllar yıllar geçmiş. Kartpostallara, eski fotoğraflara ve defterlere bakıyorum. Eski bir Ece Ajandası görüyorum. Elime alıp ilk sayfasını okuyorum. Tuhaf bir samimiyetle yazılmış olduğunu düşünüp, aralardan birkaç yazı daha okuyorum. Bir süre sonra anlayabiliyorum onun benim kayıp günlüğüm olduğunu. Gözlerim doluyor ama çok mutlu oluyorum. Tamamlanıyorum sanki. İşte hala içimde küçük bir kız onu bir gün bulacağımı söylüyor. Buna inanmak da işime geliyor.

Ünlü yazarların günlüklerini okumayı sever misiniz bilmem. Ben çok severim. Ama her günlükte biraz sansür vardır. Kimsenin bulamayacağı, okuyamayacağı kadar güvenli bir yerde saklasanız da her zaman bir risk vardır. En kötüsü aniden ölebilirsiniz. Geride kalanların yapacağı ilk şey günlüğünüzü okumaktır.

Benim günlüklerimde de bazen şifreli isimler, bazen kısaltmalar, çizimler olabiliyor bu nedenle. Klasik bir günlük tutamıyorum, ciddiyetten uzak. Çıkartmalar yapıştırabilirim, kenar süsleri yaparım, bazen karikatür çizerim. Listeler, günlük kaygılar, felsefi tartışmalar, klişeler, dedikodu, kıskançlık, şikâyet, kendine acıma ve bazen kendime bile itiraf edemediğim gizli duygular vardır. İçimdeki karmaşa aynen yansır günlüklerime ve bu hallerini hep çok sevmişimdir.

Belki siz de bu yıl günlük tutmaya başlar ve yazdıkça içinizden taşan size şaşırırsınız. Şimdi günlüğümü yazmaya gidiyorum.

İyi geceler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder