2015 yılında, yeniden uzun zamanlardan sonra günlük tutmaya başladım. Aslında
kendimi bildim bileli günlük tutarım. Sanırım ilkokul üçüncü sınıftaydım annem
önermişti günlük tutmamı. Annem hayata ve insanlara karşı ketum biri
olduğundan, benim de kimseye güvenmememi ve kendime saklamam gereken şeyleri
yazmamı öğütlemişti. Dediğini yapıp günlük tutmaya başladım ama hiçbir zaman
ketum bir insan olamadım. Üzüntülerimi de sevinçlerimi de dostlarımla ya da
zamanında dost zannettiğim insanlarla kolayca, isteyerek ve bilerek paylaştım. Zaman
zaman elbette bundan pişman olduğum da oldu ama hayat deneyimleyerek öğrenilen
bir şey.
Çocukluğumda yazmayı sevdiğimden, ilk gençliğimde içimden taşan coşkumu
mahremiyete almak için, daha sonraları yaşadıklarımı unutmamak için günlük
tuttum. Uzun zamandır yazmıyordum. Hayatın hızıyla yazma hızımı bir türlü aynı ritimde
buluşturamamıştım. Hayatım sayfalara yazamayacağım kadar heyecanlı ve hızlıydı.
2014 yılı daha kendi içime kapandığım, istemeden de olsa bazı
değişimler yaşadığım ve yalnızlaştığım bir yıl oldu. İşte bu değişimler
sırasında yeniden aklıma düştü günlük tutmak. Bu yılın başından beri günlük tutmaya başladım ama disipline girmek çok zor. Bazen birleştiriyorum birkaç günü, her gün yazmaya
henüz alıştıramadım kendimi. İstikrar benden hep uzak durur nedense.
Yıllar içerisinde tuttuğum iki günlüğümü imha etmek zorunda kaldım. Bir
diğeri de eski erkek arkadaşlarımdan birinde kaldı. Bir türlü geri alamadım ve
yıllar sonra attığını söyledi günlüğümü. Bunu
duyduğumda ne kadar da canım acımıştı. Üniversite yıllarında yaşayan beni sanki
çöpe atmış gibi gelmişti. Bir parçam kaybolmuş gibi hissetmiştim.
Şimdi bile hala aklıma düşüyor bu günlük. Hatta ara ara rüyama giriyor.
Rüyamda sahaflarda geziyorum yıllar yıllar geçmiş. Kartpostallara, eski
fotoğraflara ve defterlere bakıyorum. Eski bir Ece Ajandası görüyorum. Elime
alıp ilk sayfasını okuyorum. Tuhaf bir samimiyetle yazılmış olduğunu düşünüp,
aralardan birkaç yazı daha okuyorum. Bir süre sonra anlayabiliyorum onun benim
kayıp günlüğüm olduğunu. Gözlerim doluyor ama çok mutlu oluyorum.
Tamamlanıyorum sanki. İşte hala içimde küçük bir kız onu bir gün bulacağımı
söylüyor. Buna inanmak da işime geliyor.
Ünlü yazarların günlüklerini okumayı sever misiniz bilmem. Ben çok severim.
Ama her günlükte biraz sansür vardır. Kimsenin bulamayacağı, okuyamayacağı
kadar güvenli bir yerde saklasanız da her zaman bir risk vardır. En kötüsü
aniden ölebilirsiniz. Geride kalanların yapacağı ilk şey günlüğünüzü okumaktır.
Benim günlüklerimde de bazen şifreli isimler, bazen kısaltmalar, çizimler
olabiliyor bu nedenle. Klasik bir günlük tutamıyorum, ciddiyetten uzak.
Çıkartmalar yapıştırabilirim, kenar süsleri yaparım, bazen karikatür çizerim.
Listeler, günlük kaygılar, felsefi tartışmalar, klişeler, dedikodu, kıskançlık,
şikâyet, kendine acıma ve bazen kendime bile itiraf edemediğim gizli duygular
vardır. İçimdeki karmaşa aynen yansır günlüklerime ve bu hallerini hep çok
sevmişimdir.
Belki siz de bu yıl günlük tutmaya başlar ve yazdıkça içinizden taşan size şaşırırsınız. Şimdi günlüğümü yazmaya gidiyorum.
İyi geceler